CPanel

Sati Kayalıbay

KAYALIBAY

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

VURUN ALÇAĞA !

E-posta Yazdır PDF

VURUN ALÇAĞA !

 

     Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ediyorduk.Arkadaşım,40 yaşlarında,hayatının çok büyük bir kısmını Avrupa'da geçirmiş,eğitimini ve kariyerini orada yapmış,düzgün bir insandı.Sohbetimiz esnasında,gelecek ile ilgili planlarından ve yapmak istediklerinden bahsediyordu.Bir ara ben iyi bir niyet gösterisi olarak, " İnşallah,gelecekte bu dileklerini gerçekleştirebilirsin." dedim.Bu sözlerim arkadaşımı rahatsız etmiş olacak ki,tedirgin bir yüz ifadesi ile gözlerini gözlerime dikerek, "Ben" dedi."Sizi anlamakta güçlük çekiyorum." Sizi derken,kendisinin bizim kültürümüze ait olmadığını ifade etmeye çalışıyordu.Sonra devam etti."Burada kiminle konuşsam,herkez günlük konuşmalar içerisinde bir sürü bu tip dini terimler kullanıyor.Kullandıkları bu terimlerle uyumlu bir hayat yaşasalar yine gam yemeyeceğim.Herneyse bu konu beni hiç ilgilendirmiyor.Ben planlarımı gerçekleştirmek hususunda bir irade ortaya koyduktan sonra,şartları da yerine getirdikten sonra,bana kim engel olabilir ki? Dolayısıyla sizin kullandığınız İnşallah gibi terimlerin benim anlayışımda hiç bir hükmü yok."

 

     Ben,"Sen İnşallah'ın kelime anlamını biliyormusun?" diye sorduğumda,"Tabi ki biliyorum" dedi. "İnşallah,Allah isterse,Allah izin verirse demek." Bunu muzur bir çocuğun yüz ifadesi ile söylemişti.Ben gülümseyerek,"Sen zannediyormusun ki,kainatı ve insanı anlamak için bilimin de temelini teşkil eden sebep-sonuç ilişkilerini nass (Kesin delil) kabul etmek yeterlidir.Şüphesiz sebeplere (Bilime) sarılacağız;ancak,sadece kendi benliğimizle ve aklımızla sebeplere dayanarak yol bulabileceğimizi zannetmek absürtlüğün (Saçmalık,abeslik) ta kendisidir.Öyle değil mi?" Aynı yüz ifadesi ile gözlerime bakarak, "Çık" dedi.Gülüştük...

     Yukarıda anlattığımız bu olay,hem kendimizi ve içerisinde yaşadığımız evreni anlamlandırabilmek,hem de ait olduğumuz kültürümüzü sorgulayabilmemiz açısından hayati ipuçları vermektedir.

     Bunlar:

     1-Varoluştaki nizamı anlayabilmek için şüphesiz sebeplere (Bilime) sarılacağız.Ancak bütünü görmede sadece benlik bilincimizle ve 5 duyumuzla sebepleri nass (Kesin delil) kabul ederek yorumlar yapmamız bizi hiçlik denizinde boğacaktır...Çünkü,her bir sebebin ve sonucunun gözlemlediğimizin haricinde ve farklı bir boyutunda başka bir gerçekliği olabilir...

     Bakınız,bu hususta Mevlana neler söylüyor.

     Demek ki Rab,sebeplere sarıldın ama,muradına eriştirmedi seni;peki,neden sebepler hakkında kötü bir zanna düşmedin?

     Demek ki biri,bir kazanç yüzünden hakan olmuş;öbürü,aynı kazanç yüzünden çırçıplak kalmış...

     Demek ki sebep,eşeğin kuyruğu gibi oynar,döner-durur;öyleyse sebebe pek dayanmasan daha iyi olur.

     Sebebe yapışsan bile pek güvenmemelisin;çünkü altında nice afetler vardır.

     İşte bu ihtiyatlı davranış,bu çekiniş,İnşallah,yani Tanrı izin verirse demenin sırrıdır;çünkü bu kader eşşeği keçi gösterir.

     Demek ki,gözleri döndüren,birşeyi adama,olduğundan başka gösteren Tanrı'dır;peki,gönülleri,düşünceleri döndürüp değiştiren kim?

     Kuyuyu bir güzel ev görürsün sen;tuzağı,güzel bir yem sanırsın sen.

     Bu,şüphecilik değildir.Tanrı'nın değiştirmesidir;gerçekler ne yanda,böyle-böyle gösterir işte.

     Gerçekleri inkar eden,tümden bir hayale düşmüştür,onun çevresinde döner-durur.

     Demez ki herşeyi hayal sanan da bir hayal olabilir mi?Gözünü bir ovuşturda bak hele.

     2-Arkadaşımı, İnşallah kavramı ile ilgili yapmış olduğu söylemlerinden dolayı eleştirebiliriz;onun içerisinde yetişmiş olduğu batı kültürünü de yargılayabiliriz.Hatta bu kültürün çok metaryelist olduğunu da söyleyebiliriz.Şüphesiz bu söylemlerimiz,içerisinde birçok gerçeği de barındırıyor olacaktır...Ancak konuyu bu çerçevede yorumlayarak rafa kaldırmamız,gerçeğin bütününü göstermeyeceği gibi,bizi de sorumluluktan kaçmaya itecektir.Yüzyıllardır kültürümüzde yer alan İnşallah,Haram-Helal,Kul Hakkı,Hakkaniyet gibi kavramları hem bireysel hem de toplumsal olarak biz ne kadar içselleştirebildik? Soruyu şöyle de sorabiliriz: Bu kavramlar toplumumuzda gerçekten içselleştirilmiş değerler olarak mı yaşıyor yoksa birer slogan gibi konuşulan alışkanlık haline gelmiş sözler olarak mı söyleniyor?

     Arada ne mi fark var?

     Aradaki fark, gece ve gündüz misali gibi...

     Bu kavramları biz gerçekten birer değer olarak toplumumuzda yaşatabilseydik,ülkemizde haksızlığın,hukuksuzluğun,riyanın en az seviyede olması gerekirdi.İnsanlarımız,toplumsal hayatta hak ve sorumluluklarının farkında olarak "Kendisi için istediklerini başkaları için de isteyen,kendisine yapılmasını istemediği şeyleri başkalarına da yapmayan" bir hakkaniyet bilincine erişebilirlerdi...

     Ancak gerçek,ne yazık ki hiç te böyle değil.Ve bizim,eğer samimi ve dürüst olmak istiyorsak,kendi gerçeklerimizle yüzleşmemiz gerekiyor.

     Biz,yalan söyleriz,kazık atarız ve hak yeriz;ama dürüstlüğü de dilimizden hiç düşürmeyiz.Eğer güçsüzsen,arkan yoksa,sıradan bir vatandaşsan,bu bu ülkede hakkını araman çok zordur;hakkını elde etmen daha da zordur.Örneğin,rüşvet vermeden bir inşaat ruhsatı alman çok zordur;ve bunu herkez de bilir.Rüşvet alanların çoğu Ramazanda oruç tutar. Rüşvet alan belediyeler Ramazanda iftar sofraları kurar;ve bu sofralarda hakkını helal etmekle ilgili konuşmalar yapılır.Allah'ın "Karşıma kul hakkıyla çıkmayın." dediği bir dinimiz olduğu söylenir.Bunu rüşvet alanlar söyler.Söylediğimiz yalana inanana da enayi olarak bakarız ve onu kazıklamaya hak kazanırız.

     Diğer taraftan,toplumumuzun üst katmanlarında bulunan siyasetçilerimiz,hukukcularımız ve aydınlarımız devamlı hak, hukuk ve adaletten bahsederler.Saatler süren TV proğramlarında,ülkede yapılan haksızlık ve zulümleri anlatırlar.Ama aynı zamanda,güç ve iktidarlarını arttırmak için,fırsat bulduklarında,o zulümcülerin kullandığı illegal enstrumanları kullanmakta da bir sakınca görmezler.

     Bu çok yüzlü,bu riyakar, bu samimiyet yoksunu yapı,ne yazık ki son zamanlarda toplumumuzun genetiğine daha fazla bir nüfus etmiş görünüyor.Şöyle bir örnek verelim...Düşünün ki karşınızda bir insan var.Bu insanın algılama zemininden ortaya çıkardığı yegane değer, kendi çıkarı olsun;ve hayata bakışını sadece "Çıkarım için herşey mübahtır." şeklinde yorumlasın ve uygulasın.Bu insanı "Kötü" diye yorumlar,onu beğenmeyebilirsiniz.Onunla mücadele de edebilirsiniz.Ama bu insanın bile en azından olumlu bir tarafı var.Negatif te olsa dürüst...İçi ve dışı bir...

     Yukarıda anlattığımız,toplumumuzun çok büyük bir kısmının insan profilini teşkil eden yapı ise bundan çok daha vahim.İşin daha da kötüsü bu yapıyı kanıksamamız,doğal olarak kabul etmemiz,bir değer olarak algılamamız...İki insanın bile anlaşmasının çok zor olduğu bu toplum yapısı içerisinde sanki,bu hususta toplumun çok büyük bir kısmını kapsayacak şekilde gizli bir mütabakat var.Basınıyla,yayınıyla,eğitimiyle ve uygulamaları ile bu durum bir değer olarak ruhlarımıza dayatılıyor.Artık,insanlarımızın büyük bir kısmı içerisine düştükleri hatalarından dolayı vicdanlarının sesini duyamıyorlar...

     Peki,neden böyle oluyor?

     Çünkü fıtrat olarak egomuz rahata,tembelliğe ve başkalarını (Gerçekte ise en başta kendisini) sömürmeye proğramlanmış.O kabuğu kıramıyoruz.Kırmak için de,zorluklara girip mücadele etmek işimize gelmiyor.Dolayısıyla da çok değerli olan hayatlarımızın ancak suretlerini yaşayabiliyoruz.Yaşar "mış" gibi yapıyoruz.Hayatlarımız hem kendimizi,hem de başkalarını zehirlemekle geçiyor.Yoksunluklarımızın,mutsuzluklarımızın sebebini belki sezgisel alanda biliyoruz.Bu durum bizi daha da agresif yapıyor.Hayatı özgür bir şekilde,çoşku ile yaşayan bir "Deli Yürek"gördüğümüzde,hınçlarımız tavan yapmış bir şekilde üzerine çullanıyoruz...

     Vurun alçağa!...

Yorumlar (2)Add Comment
0
VURUN ALÇAĞA
yazar Hikmet Öztürk, Haziran 05, 2011
Sati bey, başlık ile konu arasında bir ilişki kuramadım. Vurun alçağa ne demek, alçak kim ? Alçak, üstelikte vurulması gereken alçak Çok irrite edici ve asla kullanılmaması gereken bir kelime değil mi ? Hani Vurun Kahpeye gibi.

Konuda arkadaşınıza gelince sizinle doğu ülkeleri ile batı arasındaki temel bir farklılıktan bahsetmiş. Bu konu, bir paragrafta konuşulacak ve yorum yapılabilecek bir konu da değil. Şurası kesin dir ki, doğulular özellikle islam ülkelerinde kadercilik ve tevekkül, kendini tanrıya bırakma, batı ülkelerinden daha ileridir. Bu nedenle arkadaşınız duygularını paylaşmış sizinle. Batıda inşallah gibi bir kelime yok, Umarım, arzu ederim vs gibi kelimeler var ancak temenni duygularının içinde tanrı kelimesi geçmez.
0
...
yazar Hikmet Öztürk, Haziran 05, 2011
sati bey, kusura bakmayın ilk sayfada sadece iilk paragrafı okuyabildiğimden şaşırmış ve yukarıdaki yazıyı yazmıştım, kalan bölümünü daha sonra gördüm ve çooook uzun bir yazı. dolayısıyla böyle bir yazıya cevap vermek te çoom uzun olacağından buna cevap vermek yerine karşılıklı sohbet ile karşı düşüncelerimi verebilirim.
saygılar

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
Son Güncelleme ( Perşembe, 14 Ekim 2010 14:39 )  

2009 İstatistikler

mod_vvisit_counterAktif Ziyaretçi1
mod_vvisit_counterDün En Fazla43
mod_vvisit_counterBu Hafta132
mod_vvisit_counterBu Ay806
mod_vvisit_counterToplam29422