CPanel

Sati Kayalıbay

KAYALIBAY

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

TAKSİ ŞÖFÖRÜ

E-posta Yazdır PDF

     2007 yılının ağustos ayına gelindiğinde,rahmetli validem Fikriye hanımın hastalığı artık kritik bir sürece girmiş bulunmaktaydı.Bu zaman diliminde,onun hastalığı ile ilgili yaptığım koşuşturmalardan birisinde,bindiğim bir taksinin şöförü ile yol boyunca aramızda geçen diyaloğ,hayatımızı anlamlandırabilmek adına ibretlerle dolu idi...
     60'lı yaşlarda,avurtları çökmüş,saçları beyazlamış ve oldukça zayıf görünümlü olan taksi söförü,selam faslından sonra yol güzergahını sordu.Güzergahı bildirmem ile birlikte herhalde benimde sıkıntılı halimi fark eden taksi şöförü,  "Nereye gittiğimi" ve  "Ne için gittiğimi"  gibi soruları ortaya atarak,böylece aramızda bir diyaloğun başlamasına zemin hazırladı...

 

     Benim,validemin hastalığından bahisle;onun tedavisi mümkün olmayan amansız bir hastalığa yakalandığını ve artık son'a yaklaşan bir sürece girdiğini söylediğimde,taksi söförünün gözleri acı ile kıvrandı ve validemin  "Ne şanslı biri"  olduğunu ima eder bir tarzda,  "Keşke,Allah benimde canımı bir an önce alsa da bu hayattan kurtulsam."  deyiverdi...
     Bilirsiniz...Çoğunlukla insanlar bir araya geldiklerinde,  "Ne olacak bu memleketin hali?"  muhabbetinden tutunda,kendilerine haksızlık yaptıklarını düşündükleri karısından,çocuğundan,patronundan vb. gibi diğer insanları,çay ve kahve eşliğine yargılayarak, hem kendilerini  acıtan zaaf ve noksanlıklarını kamufle etmek hem de bu durumların neticesinde ortaya çıkan psikolojik sıkıntılarını rahatlatmak amacı ile,konuşma ihtiyacı içerisinde olabilmektedirler...
     Kendi kendime,acaba taksi şöförünün bu söylemini hangi niyetle yaptığını düşünerek onun yüzüne baktım...Onun yüzüne yansıyan ıstırap izlerini gördüğümde,ölümü isteme konusunda ne kadar ciddi ve samimi olduğunu gördüm...
     Kendisine ,  "Neticede sende öleceksin,bende ve dünyadaki bütün insanlarda ölecek.Neden zamanından önce ölümü diliyorsun?"   diye sorduğumda,  "Ben"  dedi..."Şu yaşadığım hayatımdan hiç mutlu değilim.Mutlu lafını,lafın gelişi olarak söyledim.Bu kelime benim lugatımda olmadığı gibi,her günüm acı ve ıstırapla geçiyor.Akşam yatağıma uzandığımda,bir gece dahi olsa huzurlu bir uykuya öylesine muhtacım ki..."
     Benim merakım biraz daha derinleşirken,  "Peki"  dedim.  "Nedir seni bu kadar mutsuz ve huzursuz eden şeyler?"
     Taksi söförü,  "30 senelik evliyim.Eşimle ilk zamanlar iyiydik ve bu evliliğimizden 3 tane çocuğumuz oldu.Çocuklarımızın büyümesi ve yetişkin birer adam olmaları ile birlikte evimizdeki hava değişti.Eşimle aramdaki ilişki kedi-köpek ilişkisine dönüşmesi yetmezmiş gibi,çocuklarımda son derece kötü ve hayırsız birer insan oldu çıktı...Hele büyük oğlum,evli ve çoluk çocuk sahibi olmasına rağmen,ailesine bakmaması ve onlara çok kötü davranması bir kenara,her türlü kötü alışkanlık ve gayrimeşru işler onda mevcut...Ben şu üç kuruşluk şöför yövmiyemle hem onlara bakmak,hemde tüm bu sıkıntıları göğüslemek zorundayım.Artık ne gücüm kaldı,nede umudum...Onun için bir an önce ölümü diliyorum..."  diyerek bir sigara yaktı.
     "Allahım şu dünyada insanların ne kadar çok ve çeşitli dertleri var."  Düşünceleri içerisinde söföre dönerek,  "Biliyoruz ki insan fiziksel bir acı duyduğunda bir problem olduğunun farkına varıyor,ruhsal bir sıkıntı duyduğunda ise,ruhsal yapısının bütünü ile çelişen bazı şeylerin yolunda gitmediğine dair mesajlar almaktadır.Daha değişik bir ifade ile,gerek fiziksel olarak duyduğumuz acı,gerekse ruhsal olarak duyduğumuz sıkıntı ve huzursuzlukların kendileri problem değildir.Onlar,ortaya çıkmış olan problemlerin algılanması ve çözülmesi için gerekli ve aynı zamanda  da yararlı birer mesajdırlar sadece...Hernekadar sizin sıkıntılarınızın sebebi,etrafınızdaki diğer insanlar gibi görünse bile,değilmi ki siz onlarla ortak bir yaşam birlikteliği içerisindesiniz ve bunun sonucu olarak kendi fıtratınızın zıttı olan,zamanından önce ölümünüzü isteme pozisyonuna girmiş bulunmaktasınız,o zaman sizin geçmiş dönemlerinizde oluşmuş yaralarınızın farkına varmanızı öneririm...Dolayısıyla,geçmişinizin muhasebesini yapmanız ve onlarla yüzleşmeniz gerekiyor..."   dedim.
     Taksi şöförü,yüzündeki sıkıntı daha da derinleşerek,belli belirsiz acı bir gülümseme ile,  "Geçmiş dönemlerin muhasebesini yapmaz olurmuyum,tabiki yapıyorum..."  dedi ve ekledi  "Esasen ben ölümü istiyorum ama aynı zamanda da biliyorum ki benim yatacak yerim bile yok...Şu başıma gelen bunca musibet ve sıkıntının nedenini bilmediğimi mi zannediyorsun?..Hergün çıkmaz labirentler arasında işlemiş olduğum suçlarımın yükü altında umutsuzca ezilirken,bir çıkış yolunun olmamasının nasıl bir ıstırap olduğunu düşünebiliyormusun?"  diyerek yüzüme baktı...
     Ben,  "Eğer bir sakıncası yoksa,seni bu kadar yıpratan suçlarının ne olduğunu öğrenebilirmiyim?"  diyerek karşılık verdim...
     Taksi şöförü,  "Ben"  dedi.  "Eskiden durumu oldukca iyi birisi idim...Kendi evim ve tankerim vardı.Geçimimi fabrikalara ve apartman sitelerine yakıt taşıyarak kazanıyordum...Sonra bir gün,şeytana uydum ve hırsızlık yapmaya başladım...Bazen götürdüğüm yakıtın kilosundan çalıyordum,bazen de düşük kaliteli ucuz yakıtı yüksek kaliteli imiş gibi yüksek fiattan satıyordum.Tüm bu hırsızlıkları yaparkende daha çok kazanmak için,hem apartman yöneticilerine hemde fabrika yetkililerine yüksek komisyonlar vererek onlarıda bu pisliğin içerisine sokuyordum...Ailemi ve çocuklarımı hep bu haram para ile besledim...Şu anda ise ne evim var nede arabam...Hepsi gitti...Tek kazancım,şöförlükten akşama kadar kazandığım 20-30 lira para...Bana diyebilirsinki, git haklarını yediğin kişilerle helalleş.Haklarını yediklerim o kadar çoklar ki ve ben onların hiçbirisini tanımıyorum.Örneğin,bir siteye eksik yakıt verdim diyelim.O sitede bilmem kaç daire ve o dairelerde yaşayan bilmem kaç insan var.Tüm bu sitede yaşayan insanların bende hakları olduğu gibi,böylede yüzlerce site var.Dolayısıyla onları fiziksel olarak bulabilme imkanım yok...Olsaydı bile,hagi para ile helalleşebilirdim ki?"
     Taksi şöförü anlatımını sürdürürken,ben de kendi içimde düşüncelere dalmıştım.Bizim toplum olarak ne kadar da çok  "Bitmemiş işlerimiz"  vardı.Her bir  "Bitmemiş işimizi"  sırtımızda taşırken,nasıl olabilirdi de bu günümüzü ve geleceğimizi özgür bir birey olarak şekillendirebilir ve yetiştireceğimiz çocuklarımızıda  "Bitmemiş işlerinin"  hamalı olan bir kişilikten koruyabilirdik?..Tabi ki bu şartlarda bunların hiçbirini yapamazdık...İnsanoğlunun var oluş fıtratına,yani özüne aykırı olarak yaptığı her bir eylem,onunla yüzleşip,özüne uygun bir şekilde çözümlenmedikçe,hayatının sonuna kadar değişik versiyonlarda,tekrar tekrar karşısına çıkacak ve her bir seferinde onun yükünü biraz daha ağırlaştırarak,  "Bitmemiş işlerinin"  çoğalmasına vesile olacaktı...Hatta bir arkadaşım daha da ileri giderek,insanın  "Bitmemiş işlerini"  ölene kadarki süreçte çözümleyememesi halinde,aynı sorunların çocuklarında da devam edeceğini söylüyordu...
     Düşüncelerimden sıyrılıp,tekrar taksi söförüne dönerek ona   "Bitmemiş işlerimizle"  ilgili fikirlerimi aktardıktan sonra,  "Siz en azından sorununuzun farkındasınız ve bu konu ile ilgili içinizde her türlü değerlendirmeyi yapmaktasınız.Ancak yanlış olan,sorunu Allahın kaderine ve merhametine muhalif bir şekilde çözümlemek istemeniz...Evet...Sizin yaptıklarınızın her biri birer suç ve hiçbir şekilde mazur gösterilemez.Ancak,hangi birimiz masumuz ki?...Tüm yapmamız gereken,işlemiş ve işlemekte olduğumuz suçlarımızdan dolayı bir daha yapmamak üzere pişmanlık  duyup tövbe etmek ve onların telafisi noktasında saf bir niyet ortaya koyarak çaba sarfetmek olmalıdır...Siz,hakkını yediğiniz insanların haklarını belki geri veremeyeceksiniz.Ancak yinede bu uğurda bir iyi niyet ortaya koyarak,en azından manevi alanda insanlara güler bir yüz gösterebilir,bir ağacı sulayabilir veya bir köpeğin başını okşayabilirsiniz...Kapasitenizin üzerindeki çözümlere yönelmeniz Allahın kaderine müdahale olduğu gibi,şeytanın size oynadığı en son oyunudur...
     Yolculuğumuz bitmek üzereydi ve sanki taksi şöförünün biraz rahatlamış olduğunu görebiliyordum...
     Varış noktasına geldiğimizde,taksi şöförü ile aramızda geçen diyaloğun,belkide ağırlığından dolayı birbirimize helallik diledik ve ayrıldık...
     Arabadan indiğimde akşam olmak üzereydi...
     İstanbul'un o hengamesi içerisinde koşuşturan insanlara baktığımda,zenginiyle,fakiriyle,kuvvetlisi veya zayıfı ile tüm bu ahali,tüm bu yapılar,tüm bu şeyler bu alacakaranlık altında,koyu mavi gökte bir buhar gibi biraz sonra kaybolacak bir hiçlik denizi yada bir masal rüyasıydı sanki...
     Sonra...Yanından geçmekte olduğum parktaki çiçekleri gördüğümde,bankta yatan bir kedinin o mutlu ve kayıtsız halini gözlemlediğimde,kalbimin içerisini sıcacık bir mutluluk kapladı...
     Evet...Tüm bu var oluş sevgi üzerine bina edilmişti ve birçoğumuz için yarın,yeni fırsatlar sağlayabilecek yeni bir gündü ve güneş bütün ihtişamı ile yeniden doğacaktı...
     Kendi gerçeğimizi idrak edebilmemiz adına...

 

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
Son Güncelleme ( Pazartesi, 02 Mart 2009 18:53 )  

2009 İstatistikler

mod_vvisit_counterAktif Ziyaretçi21
mod_vvisit_counterDün En Fazla25
mod_vvisit_counterBu Hafta46
mod_vvisit_counterBu Ay215
mod_vvisit_counterToplam28831