CPanel

Sati Kayalıbay

KAYALIBAY

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

LAİKLİK Mİ ŞERİAT MI

E-posta Yazdır PDF
                           
    28 Şubat1997  "Post modern" darbesi ile bir kez daha karanlık bir tünele giren Türkiye,3 Kasım 2002 seçimlerine geldiğinde,hem darbenin yaralarını sarmak,hemde ülkeye yeni ufuklar açmak niyeti ile sandık başına gitti.İşte bu seçimin hemen önçesinde komşum Ahmet beyle aramızda geçen diyaloğ,tam bir ibret vesikasıydı.Senelerdir tanıdığım,esnaflık yaparak hayatını idame ettiren,saf ve temiz bir müslüman olarak gözlemlediğim Ahmet bey, birgün bana gelerek,birazda sıkıntılı bir şekilde  "Sati abi,bu seçimde oyumuzu kime vereceğiz? "  diye sordu.Ben, "Ahmetciğim,bu senin bireysel hakkın ve sorumluluğun.Düşün,taşın vicdanın nereyi uygun görüyorsa oyunu oraya ver.Bu konuda benim sana herhangi bir telkinde bulunmam doğru olmaz."  dedim.
Ahmet, "Belki biliyorsun ben ........ cemaatinin bir üyesiyim. Büyüklerimiz bir karar aldı. Bu seçimlerde biz cemaat olarak ........ partisine oy vereceğiz."  Ben şaşırarak  "Nasıl yani?!.." diye sordum.Ahmet hala sıkıntılı halini devam ettirerek;  "Biliyorsunki" dedi.  "28 Şubat sürecinde islami kesimin üzerine çok büyük baskılar ve zulmler yapıldı.Halada devam ediyor.Bu parti ise bizim cemaati kollayarak en az zararla bu süreci atlatmamızı sağladı.Dolayısıyla,bizim büyüklerimizde bu partiyle işbirliği yaparak,bundan sonraki süreçlerde cemaatimizi korumayı amaçlıyor." Benim şaşkınlığım bir kat daha artarak  "Nasıl yani? Siz bir islami cemaat olarak,toptan kar-zarar hesabıylamı oy vereceksiniz?" diye sordum.Ahmet sıkıntısı dahada artarak  "Evet" dedi ve  "Biz büyüklerimizin en doğruyu bildiğine ve yaptığına inanıyoruz."  diyerek kendi sorumluluğunuda üzerinden atmaya çabalıyordu.Düşündüm...Bir tarafta islamiyeti öğretmeyi ve yaymayı kendisine misyon edindiğini söyleyen bir cemaat,diğer tarafta ise geçmiş sicili hiçte iyi olmayan bir parti.Birbirleri ile  hiçte alakası olmaması gereken bu iki kurumun, biraz sıkıntılı bir ortamda, böylesine bir çıkar ilişkisine girebilmesi,bende şaşkınlığın yerini sinirliliğe bıraktı.  "Bak Ahmet" dedim. "28 Şubat sürecinde kardeşlerinize zulm yapılırken,sizin kendi paçanızı kurtarmanın derdine düşmeniz çok çirkin bir davranış.Bu ne müslümanlığa sığar,nede insanlığa...Hadi müslümanlığı bir kenara koyalım.İnsan olarak,zulm kimden gelirse gelsin ve kime karşı yapılırsa yapılsın,bizim onun karşısında durmamamızın ne büyük bir vebali var.Sen bunu biliyormusun?"  Ahmet hipnoz edilmiş bir hasta gibi israrla, "Eğer bir vebal varsa bunun sorumlusu ben değil,büyüklerimizdir." diyordu. "Peki o zaman."  dedim. "Varsayalımki büyüklerinin emriyle sen bu partiye Ahmet olarak oyunu verdin.O parti, sizin cemaatinde katkıları ile iktidar oldu.Ve yine kötü işler yaptı.Hesap gününde,Allah  "Ey kulum Ahmet,3 Kasım 2002 seçimlerinde vermiş olduğun oyun ile ........partisinin seçilmesine katkıda bulundun. Ve bu partide şu kötü işleri yaptı.Sende oyun nispetinde bundan sorumlusun.Bunun hesabını öde."  dediğinde ne cevap vereceksin? Ahmet bu soruyu kendi içerisinde çok düşünmüş olacak ki,hiç tereddüt etmeden, "O zaman "dedi. "Ya rabbi,ben senin sevgili kulların ve benimde büyüklerim olan zatların bize vermiş olduğu talimatlar doğrultusunda haraket ettim.Eğer yaptığım eylemde bir suç var ise ve ceza gerektiriyorsa bunun sorumlusu ben değil,büyüklerimdir." diyerek kendisini temize çıkarmaya çabalıyordu.Ben dahada üzerine giderek; "Peki" dedim. Allah'ta sana  "Ey Ahmet,ben seni bir koyun olarak değil,bir insan olarak yarattım.Sana akıl,fikir vererek insan olmanın o muhteşem potansiyelini içine yerleştirdim.Sana sorumluluk verdim ve Halifem olabilme hakkını sağladım.Hakikatlerini görebilmen için,tövbe ve dua kapılarını devamlı açık tuttum.Bana münacat ile yaklaşsaydın işin hakikatini sana bildirirdim."  deseydi ne diyecektin? Ahmet hiçbir cevap vermeden,dağılmış bir şekilde yanımdan ayrıldı.Onun arkasından bakarken,bir taraftan acaba Ahmet'i kırdımmı diye üzülürken,diğer taraftan ise,aramızda geçmiş olan diyaloğun ortaya koyduğu kaos ,beni çok daha derinden yaraladı.
     Evet...İman edenlerimiz için islam şeriatı bizim içsel ve beşeri hayatımızı tanzim ettiğine göre,hukuk sistemimizi şeriate göre düzenlemek istememizin ne gibi bir sakıncası olabilir? Pek çok sakıncası olabilir...Şüphesiz, pek çok sakıncasının oluşu ,şeriatin eksikliğinden veya noksanlığından değil,bizim yetersiz oluşumuzdandır...Düşünebiliyormusunuz? Çok büyük bir çoğunluğu nefs-i emmarenin kapsama alanında yaşayan bizlerin,şeriati ne kadar içselleştirebildiğini? Kendisi şeriati iç dünyasında yaşayamazken,nasıl olurda beşeri alanda uygulayabilir? Kendi içerisindeki kırılmalarını göremezken nasıl topluma nizam verebilir?Veremez...Şeytanın ve nefsinin maskarası olurda farkına bile varamaz.Onun için;
     Şeriatin bir suretinin  birde hakikatinin olduğu söylenmiştir.
     Şeriatin sureti:Allah'a,Allah'ın resulüne ve Allah katından gelenlere iman ettikten sonra ,şeriatin hükümlerini yerine getirmektir.
     Nefsin isyanına ,haddi aşmasına ve yaratılışında bulunan inkara rağmen iman etmek,imanın suretidir.
     O nefsin,anlatılan sıfatları ile beraber yaptığı tüm ibadetler dahi,ibadetin suretidir.Bu kıyas,şeriatin diğer tüm hükümlerinide kapsamaktadır.
     O nefis ki,insandaki en dominant olgudur ve her "Ben" deyişinde küfrü ve inkarı devam etmektedir.Böyle olunca,kendisinde imanın hakikati ve salih amellerin hakikati nasıl tasavvur edilebilir? Edilemez...Allah ,sonsuz merhametinden ötürüdür ki,sırf surette dahi yapılan amelleri kabul buyurur ve cennete girme müjdesi verir.O cennet ki, onun rıza ve rahmet mahallidir.Durum böyle olunca ,Cennetinde bir sureti ve bir hakikatinin olması gerekir.
     Evet...Cennetinde bir sureti ve bir hakikati vardır.Suret erbabı,cennetin sureti ile haz almaktadır;hakikat erbabı ise cennetin hakikatından hazzını alır.Suret ve hakikat erbabından her biri,cennet meyvelerinden bir meyveyi yemektedirler.Suret sahibi ondan lezzet alır;ama,hakikat erbabı bir başka lezzet almaktadır.
     İşte...Şeriat ile yönetilmek isteyenlere,önce kendi iç dünyalarına,sonrada onları yönetmeye talip olanlara uyanık bir bilinçle bakmalarını öneririm.Eğer bizleri yönetecek olan idareciler ve bizler "Kamil İnsan" konumuna gelebilmişsek,şeriat düzeni isteyebiliriz...(Hoş...Böyle bir konuma gelebilsek,böyle bir konu aklımıza dahi gelmezdi.Çünkü biz onu yaşıyor olurduk.)Daha,çok büyük bir çoğunluğu  "Sureti imana" dahi sahip olamayan müslümanların, şeriat hukukunu istemeleri,( Ki benim anlayışıma göre,şeriat hukuku  "Hakkın tecellisi" demektir.) şeytanın maskarası olmaktan öteye birşey ifade edemez.
     O şeytan ki,bir taraftan tarihte ve günümüzde şeriat ile yönetildiğini söyleyen ülkeleri gösterip,müslüman olmayanları islamiyetten soğutarak küfür içerisinde tutarken,diğer taraftan yukarıda açıklamasını yaptığımız,nefsiyle yaşayan ve şeriati uyguladığını zanneden yöneticilerini ve halkını çeşitli entrikalarla küfrün ta dibine sokmaktadır.Bir taşla binlerce kuş vurmaktadır.Bu durumu görebilmek için bu yazıyı okumanız gerekmiyor...Şöyle bir etrafınıza bakmanız yeterli olacaktır sanırım...
     Netice olarak,laik düzenin devam etmesi, başta biz müslümanlar olarak herkez için en hayırlısı gibi görünüyor.Tabiki ülkemizdeki laik düzenin bircok hataları ve eksiklikleri bulunmaktadır.Ancak bizlerin bilinçlenerek,.özellikle bireysel hak ve hürriyetler konusunda yeni açılımlar ortaya koyabilmemiz,ülkemizin standardını yükseltecektir.
     Ben,ülkemizin bir çok hatalarına,kusurlarına ve eksikliklerine rağmen,hem geçmişte hemde günümüzde,dünyadaki müslümanlara örnek teşkil eden bir ülke olduğunu düşünüyorum.Bir taraftan dünya müslümanlarının parçalanmış,düşkün ve dolayısıyla zulme uğramış hallerine baktığımda,diğer taraftan ise, hatasıyla,sevabıyla islamiyetin bayraktarlığını çok uzun bir süre yapmış atalarımıza baktığımda,bu misyonu Türkiye'ye biçiyorum...
    
   
Yorumlar (1)Add Comment
0
laiklik sistemi kesinlikle kötülüktür.
yazar ramazan , Eylül 14, 2009
yaklaşık 31 senedir Rabbim yaşatıyor , aciz bir müslüman olarak ne çektiysem laiklikten çektim.farz ibadetimi yaptım işten kovuldum,görevimi yerine getirmeme rağmen çelik iskele,betonarme iskelede çalıştım.En iyi Allah'ın yasası şeriat hakkında camide güzel konuştum.şikayet edildim.ekonomik olarak faizci sistemden dolayı mahvoldum.İslamiyette 80 gram altınla zengin olunurken,bu sistemde bir küçük ev dahi edinemez oldum.Engel olamadığım sigara bağımlılığı yüzünden değerli müslüman eniştem recep eniştemi nefes alamaya alamaya ahirete uğurladım.Afrikada ve yurdumuzda milyonlarca müslüman açlıktan ölürken insanlara kötülük yapma amacıyla değerli kilometrekarelarce geniş tarım alanları sigara üretmek , alkol üretmek için kötülüğe kullanılmaktadır.
sonra gazete sayfalarının üçüncü sayfasını açtığımızda birisi berikinin malını gaspetti,birisi içkili kaza yaptı veya şuurunu kaybederek diğer müslüman veya müslümanların ölümüne sebep oldu. Veya kişi karısını zina ederken yakaladı, köy basıldı 10larca kişi hunharca katledildi haberleri duyuyoruz,teröre 40 bin insanımız katledildi,yanlış anlamayın maksadım kötülük konuşmak değil durdurulamayan engel olunamayan kötülüklerden bahsediyorum.Eğer ''Bir insanı yaşatan tüm insanlığı yaşatmış gibi olur,bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibi olur'ayet-i kerime anlamı sırrınca iyiliği emreden ,kötülüğü temizleyen yasa gelirse bir sorun kalmaz.Ayrıca laiklik düzeni kötülüğü caydıramadığı gibi isim olarak dahi örten , nimeti örten bir küffar sistemidir. Zülum sistemidir, laikçi kafirler kendileri bile işkence çekmektedir.
Ayrıca göründüğü gibi değil iş yapar eser bırakırsın,amel defterine ahiret için iyilik olarak yazılsın diye
kişi gelir üzerine meyhane açar senin rızan dışında sen engel olamazsın.burada bir iblis varsa o da sensin.çünkü farkında değilsin ama şeriat istemeyerek kitabın bir kısmını kabul edip bir kısmını inkar ediyorsun.

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

2009 İstatistikler

mod_vvisit_counterAktif Ziyaretçi24
mod_vvisit_counterDün En Fazla25
mod_vvisit_counterBu Hafta49
mod_vvisit_counterBu Ay218
mod_vvisit_counterToplam28834